16 April 2022

Elektronik Çağ - Terlik

Terlikten – Veri Merkezine

1973; Üniversiteye başladığım ilk yılda ilk derste hocalarımızın açılış konuşmalarını hiç unutamıyorum. Şöyle seslenmişlerdi 30 öğrenciden oluşan birinci sınıfa. Bu yıldan itibaren lamba teknolojisini terk ediyoruz ve tamamen transistör temelli derslerin verildiği eğitime geçiyoruz.

Şaşırmıştık güncel cihazlar henüz bütünüyle yeni alana taşınmamıştı. Elbette hemen sormuştuk. Hocam nasıl olacak? Lamba ile çalışan ürünlerin bilgilerini nereden öğrenecektik? Cevap basit bir o kadar da netti. Konu ile ilgilenen öğrenci kendi arzusu doğrultusunda derslerini kütüphanelerde bulunan kitaplardan faydalanarak tamamlayabilecekti. Sınavların kurgusu da elektronik transistör üzerine yapılandırılmıştı. Laboratuvarların tasarımı teknolojiye uyumlu olacak şekilde değiştirilmişti. Deneylerin yapılabilmesi için yirmi dört saat açık kalacak ve kullanılabilecek düzeye çıkarılmıştı. Üstüne üstelik laboratuvarlardan dersler dışında özel hobi amaçlı olarak da yararlanılabilecekti.

Zaman geçtikçe iyice ısınmıştık Matematik, Fizik, Elektronik, Makine dallarına. Sınıfımıza her ülkeden gelen öğrencilerle samimi arkadaşlıklar kurmuş, dost olmuştuk. Testlerde, deneylerde hep ikili takımlar oluşturduk. Her seferinde farklı bir öğrenciyle koyulduk yolculuğa. Böylece birbirimiz daha yakından tanıma fırsatını da değerlendirmiş olduk.

İkinci yılımda İlk transistör üretimini laboratuvarda vakum ortamında gerçekleştirmiş olmanın gururunu yaşadım. Buhar kaplama tekniği ile ortaya çıkan ürünü çalıştırmak ayrı bir zorluktu. Bir mercimek büyüklüğünde tek bir transistör göze hoş görünüyordu.

Mantık kapıları geliştikçe ilgi ve dikkatim akıllı karaların verilebileceği devrelere doğru yöneldi. Girişlerin tetiklediği karmaşık mekanizmaları tasarlıyor, sonrasında uygulama ve çıktıların izlenmesini başarabiliyordum. Tüm devreler sadece mantık kapılarından oluşmaktaydı ve günümüzle kıyaslanması asla mümkün değildi.

Tek bir “BİT” silinmeden sistem içinde kalabilmesi için mantık kapılarının çıktıları ile girdilerinin birleştirilmesi gerekliydi. İki NOR “veyadeğil” kapısı kullanılarak ilk depolama sistemi çalışmıştı ancak sadece bir bit saklanabiliyordu. Buluş dünyayı değiştirdi bellek teknolojisi inanılmaz bir hızla gelişti. Tüm devreler “chip” aldı başını gitti. Ülkeler yatırımlarını bu alana öncelik vererek baştan düzenledi.

Şekilsel resmini gördüğünüz ve kırk yıl önce tek bir bit olarak boyutlanan devreye İngilizce “Flip-Flop” ismi verildi. Sekiz Flip-Flop’un paralel olarak dizilmesi neticesinde 1 Byte veri tanımlandı.

Türkçesine merakla bakmıştım “Terlik” olarak tercüme edilmişti. Parmak arası terliğin yürürken çıkardığı ses elektronik dünyasına damga vurmuştu. Elektronik dünyasıya tanışacaktık, öyle de oldu.

Benim 1976 yılında tek bir transistör yerleştirdiğim hacime günümüzde 4nm işlemciler 8.5 milyar adet sığdırabiliyor. Ayrıca küresel rakamlara göz atarsak veri merkezlerinde barındırılan toplam bilgi miktarı 1.200 exabyte seviyesini aşmış durumdadır. Kısa bir aritmetik hesaplama sonucunda 8xMilyarxTrilyon Flip-Flop.

Gelecek öngörüsü üretilen veri miktarının her yıl katlanarak artacağı yönündedir. Dolayısıyla daha keşfedilecek o kadar çok sapılmamış, gidilmemiş yol var ki. Öğrenmenin cazibesine kapılmalıyız. Sürdürülebilir gelişmeyi benimsemeli ve neticesinde öncü konumuna tırmanmalıyız. Terliklerimizle kumsalda bir sonraki yürüyüşümüzde yeni bir buluşun adını düşünebilir, dinlence süresince neden olmasın sorusuna cevap arayabiliriz.

İcrayı San’at Eyle. Esen Kalın.